Namaz Vakitleri

Kuran-ı Kerim Oku

Arapça metin, okunuş ve Türkçe meal · 114 sure · 6236 ayet

سُورَةُ القَمَرِ

54. Kamer Suresi

55 ayet Mekke
1 Okunuş
Iqtarabatis Saa'atu wsan shaqqal qamar
Arapça
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ
Meal (anlam)
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
2 Okunuş
Wa iny yaraw aayatany yu'ridoo wa yaqooloo sihrum mustamirr
Arapça
وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةًۭ يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌۭ مُّسْتَمِرٌّۭ
Meal (anlam)
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
3 Okunuş
Wa kazzaboo wattaba'ooo ahwaaa'ahum; wa kullu amrim mustaqirr
Arapça
وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍۢ مُّسْتَقِرٌّۭ
Meal (anlam)
Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.
4 Okunuş
Wa laqad jaaa'ahum minal ambaaa'i maa feehi muzdajar
Arapça
وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ
Meal (anlam)
And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.
5 Okunuş
Hikmatum baalighatun famaa tughnin nuzur
Arapça
حِكْمَةٌۢ بَٰلِغَةٌۭ ۖ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ
Meal (anlam)
Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.
6 Okunuş
Fatawalla 'anhum; yawma yad'ud daa'i ilaa shai 'in nukur
Arapça
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍۢ نُّكُرٍ
Meal (anlam)
Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;
7 Okunuş
khushsha'an absaaruhum yakrujoona minal ajdaasi ka annahum jaraadum muntashir
Arapça
خُشَّعًا أَبْصَٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌۭ مُّنتَشِرٌۭ
Meal (anlam)
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
8 Okunuş
Muhti'eena ilad daa'i yaqoolul kafiroona haazaa yawmun 'asir
Arapça
مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ ۖ يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌۭ
Meal (anlam)
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
9 Okunuş
Kazzabat qablahum qawmu Noohin fakazzaboo 'abdanaa wa qaaloo majnoo nunw wazdujir
Arapça
۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍۢ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌۭ وَٱزْدُجِرَ
Meal (anlam)
Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.
10 Okunuş
Fada'aa Rabbahooo annee maghloobun fantasir
Arapça
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌۭ فَٱنتَصِرْ
Meal (anlam)
O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.
11 Okunuş
Fafatahnaaa abwaabas sa maaa'i bimaa'im munhamir
Arapça
فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍۢ مُّنْهَمِرٍۢ
Meal (anlam)
Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.
12 Okunuş
Wa fajjamal arda 'uyoonan faltaqal maaa'u 'alaaa amrin qad qudir
Arapça
وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًۭا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍۢ قَدْ قُدِرَ
Meal (anlam)
Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.
13 Okunuş
Wa hamalnaahu 'alaa zaati alwaahinw wa dusur
Arapça
وَحَمَلْنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍۢ وَدُسُرٍۢ
Meal (anlam)
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
14 Okunuş
Tajree bi a'yuninaa jazaaa 'al liman kaana kufir
Arapça
تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءًۭ لِّمَن كَانَ كُفِرَ
Meal (anlam)
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
15 Okunuş
Wa laqat taraknaahaad aayatan fahal mim muddakir
Arapça
وَلَقَد تَّرَكْنَٰهَآ ءَايَةًۭ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
Meal (anlam)
And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?
16 Okunuş
Fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur
Arapça
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
Meal (anlam)
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
17 Okunuş
Wa laqad yassamal Quraana liz zikri fahal mimmuddakir
Arapça
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
Meal (anlam)
And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
18 Okunuş
Kazzabat 'Aadun fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur
Arapça
كَذَّبَتْ عَادٌۭ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
Meal (anlam)
Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
19 Okunuş
Innaa arsalnaa 'alaihim reehan sarsaran fee Yawmi nahsim mustamirr
Arapça
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًۭا صَرْصَرًۭا فِى يَوْمِ نَحْسٍۢ مُّسْتَمِرٍّۢ
Meal (anlam)
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
20 Okunuş
Tanzi;un naasa ka anna huma'jaazu nakhlim munqa'ir
Arapça
تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍۢ مُّنقَعِرٍۢ
Meal (anlam)
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
21 Okunuş
'Fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur
Arapça
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
Meal (anlam)
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
22 Okunuş
Wa laqad yassamal Quraana liz zikri fahal mim muddakir
Arapça
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
Meal (anlam)
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
23 Okunuş
Kazzabat Samoodu binnuzur
Arapça
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ
Meal (anlam)
Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
24 Okunuş
Faqaalooo a-basharam minnaa waahidan nattabi'uhooo innaa izal lafee dalaalinw wa su'ur
Arapça
فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًۭا مِّنَّا وَٰحِدًۭا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًۭا لَّفِى ضَلَٰلٍۢ وَسُعُرٍ
Meal (anlam)
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
25 Okunuş
'A-ulqiyaz zikru 'alaihi mim baininaa bal huwa kazzaabun ashir
Arapça
أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌۭ
Meal (anlam)
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
26 Okunuş
Sa-ya'lamoona ghadam manil kazzaabul ashir
Arapça
سَيَعْلَمُونَ غَدًۭا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ
Meal (anlam)
Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.
27 Okunuş
Innaa mursilun naaqati fitnatal lahum fartaqibhum wastabir
Arapça
إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةًۭ لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ
Meal (anlam)
Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;
28 Okunuş
Wa nabbi'hum annal maaa'a qismatum bainahum kullu shirbim muhtadar
Arapça
وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍۢ مُّحْتَضَرٌۭ
Meal (anlam)
Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."
29 Okunuş
Fanaadaw saahibahum fata'aataa fa'aqar
Arapça
فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ
Meal (anlam)
Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.
30 Okunuş
Fakaifa kaana 'azaabee wa nuzur
Arapça
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
Meal (anlam)
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
31 Okunuş
Innaaa arsalnaa 'alaihim saihatanw waahidatan fakaano kahasheemil muhtazir
Arapça
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ
Meal (anlam)
Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.
32 Okunuş
Wa laqad yassarnal quraana liz zikri fahal mim muddakir
Arapça
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
Meal (anlam)
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
33 Okunuş
Kazzabat qawmu lootim binnuzur
Arapça
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ
Meal (anlam)
Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
34 Okunuş
Innaa arsalnaa 'alaihim haasiban illaaa aala Loot najjainaahum bisahar
Arapça
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍۢ ۖ نَّجَّيْنَٰهُم بِسَحَرٍۢ
Meal (anlam)
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
35 Okunuş
Ni'matam min 'indinaa; kazaalika najzee man shakar
Arapça
نِّعْمَةًۭ مِّنْ عِندِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ
Meal (anlam)
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
36 Okunuş
Wa laqad anzarahum batshatanaa fatamaaraw binnuzur
Arapça
وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ
Meal (anlam)
Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.
37 Okunuş
Wa laqad raawadoohu 'andaifee fatamasnaaa a'yunahum fazooqoo 'azaabee wa nuzur
Arapça
وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
Meal (anlam)
And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
38 Okunuş
Wa laqad sabbahahum bukratan 'azaabum mustaqirr
Arapça
وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌۭ مُّسْتَقِرٌّۭ
Meal (anlam)
And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.
39 Okunuş
Fazooqoo 'azaabee wa nuzur
Arapça
فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
Meal (anlam)
"Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
40 Okunuş
Wa laqad yassarnal Quraana liz zikri fahal mim muddakir
Arapça
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
Meal (anlam)
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
41 Okunuş
Wa laqad jaaa'a Aala Fir'awnan nuzur
Arapça
وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ
Meal (anlam)
And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.
42 Okunuş
Kazzaboo bi Aayaatinaa kullihaa fa akhaznaahum akhza 'azeezim muqtadir
Arapça
كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍۢ مُّقْتَدِرٍ
Meal (anlam)
Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.
43 Okunuş
Akuffaarukum khairum min ulaaa'ikum am lakum baraaa'atun fiz Zubur
Arapça
أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌۭ مِّنْ أُو۟لَٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌۭ فِى ٱلزُّبُرِ
Meal (anlam)
Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?
44 Okunuş
Am yaqooloona nahnu jamee'um muntasir
Arapça
أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌۭ مُّنتَصِرٌۭ
Meal (anlam)
Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?
45 Okunuş
Sa yuhzamul jam'u wa yuwalloonad dubur
Arapça
سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ
Meal (anlam)
Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.
46 Okunuş
Balis Saa'atu maw'iduhum was Saa'atu adhaa wa amarr
Arapça
بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ
Meal (anlam)
Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!
47 Okunuş
Innal mujrimeena fee dalaalinw wa su'ur
Arapça
إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَٰلٍۢ وَسُعُرٍۢ
Meal (anlam)
Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
48 Okunuş
Yawma yushaboona fin Naari'alaa wujoohimim zooqoo massa saqar
Arapça
يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ
Meal (anlam)
Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.
49 Okunuş
Innaa kulla shai'in khalaqnaahu biqadar
Arapça
إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَٰهُ بِقَدَرٍۢ
Meal (anlam)
Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.
50 Okunuş
Wa maaa amrunaaa illaa waahidatun kalamhim bilbasar
Arapça
وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌۭ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ
Meal (anlam)
Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.
51 Okunuş
Wa laqad ahlaknaaa ashyaa'akum fahal mim muddakir
Arapça
وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
Meal (anlam)
And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?
52 Okunuş
Wa kullu shai'in fa'aloohu fiz Zubur
Arapça
وَكُلُّ شَىْءٍۢ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ
Meal (anlam)
İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır.
53 Okunuş
Wa kullu sagheerinw wa kabeerim mustatar
Arapça
وَكُلُّ صَغِيرٍۢ وَكَبِيرٍۢ مُّسْتَطَرٌ
Meal (anlam)
Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.
54 Okunuş
Innal muttaqeena fee jannaatinw wa nahar
Arapça
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَنَهَرٍۢ
Meal (anlam)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.
55 Okunuş
Fee maq'adi sidqin 'inda Maleekim Muqtadir
Arapça
فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍۢ مُّقْتَدِرٍۭ
Meal (anlam)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.
Kırıkkale Plus

Kırıkkale'nin dijital süper uygulaması

Soru ve Görüşleriniz için info@kirikkaleplus.com