Namaz Vakitleri

Kuran-ı Kerim Oku

Arapça metin, okunuş ve Türkçe meal · 114 sure · 6236 ayet

سُورَةُ الصَّافَّاتِ

37. Sâffât Suresi

182 ayet Mekke
1 Okunuş
Wassaaaffaati saffaa
Arapça
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّۭا
Meal (anlam)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
2 Okunuş
Fazzaajiraati zajraa
Arapça
فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًۭا
Meal (anlam)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
3 Okunuş
Fattaaliyaati Zikra
Arapça
فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا
Meal (anlam)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
4 Okunuş
Inna Illaahakum la Waahid
Arapça
إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌۭ
Meal (anlam)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
5 Okunuş
Rabbus samaawaati wal ardi wa maa bainahumaa wa Rabbul mashaariq
Arapça
رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ
Meal (anlam)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
6 Okunuş
Innaa zaiyannas samaaa 'ad dunyaa bizeenatinil kawaakib
Arapça
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
Meal (anlam)
Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
7 Okunuş
Wa hifzam min kulli Shaitaanim maarid
Arapça
وَحِفْظًۭا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ مَّارِدٍۢ
Meal (anlam)
Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.
8 Okunuş
Laa yassamma 'oona ilal mala il a'alaa wa yuqzafoona min kulli jaanib
Arapça
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍۢ
Meal (anlam)
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
9 Okunuş
Duhooranw wa lahum 'azaabunw waasib
Arapça
دُحُورًۭا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ وَاصِبٌ
Meal (anlam)
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
10 Okunuş
Illaa man khatifal khatfata fa atba'ahoo shihaabun saaqib
Arapça
إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ ثَاقِبٌۭ
Meal (anlam)
Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.
11 Okunuş
Fastaftihim ahum ashaddu khalqan am man khalaqnaa; innaa khalaqnaahum min teenil laazib
Arapça
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍۢ لَّازِبٍۭ
Meal (anlam)
Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.
12 Okunuş
Bal'ajibta wa yaskharoon
Arapça
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
Meal (anlam)
Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.
13 Okunuş
Wa izaa zukkiroo laa yazkuroon
Arapça
وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ
Meal (anlam)
Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.
14 Okunuş
Wa izaa ra aw Aayatinw yastaskhiroon
Arapça
وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةًۭ يَسْتَسْخِرُونَ
Meal (anlam)
Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.
15 Okunuş
Wa qaalooo in haazaa illaa sihrum mubeen
Arapça
وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌ
Meal (anlam)
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
16 Okunuş
'A-izaa mitnaa wa kunnaa turaabanw wa 'izaaman 'ainnaa lamab'oosoon
Arapça
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
Meal (anlam)
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
17 Okunuş
Awa aabaa'unal awwaloon
Arapça
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
Meal (anlam)
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
18 Okunuş
Qul na'am wa antum daakhiroon
Arapça
قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ
Meal (anlam)
De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."
19 Okunuş
Fa innamaa hiya zajra tunw waahidatun fa izaa hum yanzuroon
Arapça
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
Meal (anlam)
Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.
20 Okunuş
Qa qaaloo yaa wailanaa haazaa Yawmud-Deen
Arapça
وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
Meal (anlam)
Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."
21 Okunuş
Haazaa Yawmul Faslil lazee kuntum bihee tukaziboon
Arapça
هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
Meal (anlam)
Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.
22 Okunuş
Uhshurul lazeena zalamoo wa azwaajahum wa maa kaanoo ya'budoon
Arapça
۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
Meal (anlam)
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
23 Okunuş
Min doonil laahi fahdoohum ilaa siraatil Jaheem
Arapça
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ
Meal (anlam)
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
24 Okunuş
Wa qifoohum innahum mas'ooloon
Arapça
وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ
Meal (anlam)
"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."
25 Okunuş
Maa lakum laa tanaasaroon
Arapça
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
Meal (anlam)
Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"
26 Okunuş
Bal humul Yawma mustaslimoon
Arapça
بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
Meal (anlam)
Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.
27 Okunuş
Wa aqbala ba'duhum 'alaa ba'diny yatasaaa'aloon
Arapça
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
Meal (anlam)
Birbirlerine dönüp soruşurlar.
28 Okunuş
Qaalooo innakum kuntum taatoonanaa 'anil yameen
Arapça
قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
Meal (anlam)
İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.
29 Okunuş
Qaaloo bal lam takoonoo mu'mineen
Arapça
قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."
30 Okunuş
Wa maa kaana lanaa 'alaikum min sultaanim bal kuntum qawman taagheen
Arapça
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًۭا طَٰغِينَ
Meal (anlam)
"Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."
31 Okunuş
Fahaqqa 'alainaa qawlu Rabbinaaa innaa lazaaa'iqoon
Arapça
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
Meal (anlam)
"Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."
32 Okunuş
Fa aghwainaakum innaa kunnaa ghaaween
Arapça
فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ
Meal (anlam)
"Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".
33 Okunuş
Fa innahum Yawma'izin fil'azaabi mushtarikoon
Arapça
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍۢ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
Meal (anlam)
O gün hepsi azabda birleşirler.
34 Okunuş
Innaa kazaalika naf'alu bil mujrimeen
Arapça
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
Meal (anlam)
Doğrusu suçlulara böyle yaparız.
35 Okunuş
Innahum kaanooo izaa qeela lahum laaa ilaaha illal laahu yastakbiroon
Arapça
إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
Meal (anlam)
Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.
36 Okunuş
Wa yaqooloona a'innaa lataarikooo aalihatinaa lishaa'irim majnoon
Arapça
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍۢ مَّجْنُونٍۭ
Meal (anlam)
"Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.
37 Okunuş
bal jaaa'a bilhaqqi wa saddaqal mursaleen
Arapça
بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Meal (anlam)
Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.
38 Okunuş
Innakum lazaaa'iqul 'azaabil aleem
Arapça
إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ
Meal (anlam)
Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.
39 Okunuş
Wa maa tujzawna illaa maa kuntum ta'maloon
Arapça
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Meal (anlam)
Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.
40 Okunuş
Illaa 'ibaadal laahil mukhlaseen
Arapça
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Meal (anlam)
Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.
41 Okunuş
Ulaaa'ika lahum rizqum ma'loom
Arapça
أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌۭ مَّعْلُومٌۭ
Meal (anlam)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
42 Okunuş
Fa waakihu wa hum mukramoon
Arapça
فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ
Meal (anlam)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
43 Okunuş
Fee jannaatin Na'eem
Arapça
فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
Meal (anlam)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
44 Okunuş
'Alaa sururim mutaqaa bileen
Arapça
عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ
Meal (anlam)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
45 Okunuş
Yutaafu 'alaihim bikaasim mim ma'een
Arapça
يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۭ
Meal (anlam)
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
46 Okunuş
Baidaaa'a laz zatil lish shaaribeen
Arapça
بَيْضَآءَ لَذَّةٍۢ لِّلشَّٰرِبِينَ
Meal (anlam)
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
47 Okunuş
Laa feehaa ghawlunw wa laa hum 'anhaa yunzafoon
Arapça
لَا فِيهَا غَوْلٌۭ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
Meal (anlam)
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
48 Okunuş
Wa 'indahum qaasiraatut tarfi 'een
Arapça
وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌۭ
Meal (anlam)
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
49 Okunuş
Ka annahunna baidum maknoon
Arapça
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌۭ مَّكْنُونٌۭ
Meal (anlam)
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
50 Okunuş
Fa aqbala ba'duhum 'alaa badiny yatasaaa 'aloon
Arapça
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
Meal (anlam)
Birbirlerine dönüp sorarlar:
51 Okunuş
Qaala qaaa'ilum minhum innee kaana lee qareen
Arapça
قَالَ قَآئِلٌۭ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌۭ
Meal (anlam)
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
52 Okunuş
Yaqoolu a'innnaka laminal musaddiqeen
Arapça
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ
Meal (anlam)
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
53 Okunuş
'A-izaa mitnaa wa kunnaa turaabanw wa 'izaaman 'ainnaa lamadeenoon
Arapça
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ
Meal (anlam)
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
54 Okunuş
Qaala hal antum muttali'oon
Arapça
قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
Meal (anlam)
Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.
55 Okunuş
Fattala'a fara aahu fee sawaaa'il Jaheem
Arapça
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
Meal (anlam)
Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.
56 Okunuş
Qaala tallaahi in kitta laturdeen
Arapça
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ
Meal (anlam)
Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."
57 Okunuş
Wa law laa ni'matu Rabbee lakuntu minal muhdareen
Arapça
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ
Meal (anlam)
"Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."
58 Okunuş
Afamaa nahnu bimaiyiteen
Arapça
أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
Meal (anlam)
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
59 Okunuş
Illa mawtatanal oola wa maa nahnu bimu'azzabeen
Arapça
إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
Meal (anlam)
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
60 Okunuş
Inna haazaa falya'ma lil'aamiloon
Arapça
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Meal (anlam)
İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.
61 Okunuş
Limisli haaza falya'ma lil 'aamiloon
Arapça
لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ
Meal (anlam)
Çalışanlar bunun için çalışsın.
62 Okunuş
Azaalika khairun nuzulan am shajaratuz Zaqqom
Arapça
أَذَٰلِكَ خَيْرٌۭ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
Meal (anlam)
Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?
63 Okunuş
Innaa ja'alnaahaa fitnatal lizzaalimeen
Arapça
إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةًۭ لِّلظَّٰلِمِينَ
Meal (anlam)
Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.
64 Okunuş
Innahaa shajaratun takhruju feee aslil Jaheem
Arapça
إِنَّهَا شَجَرَةٌۭ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ
Meal (anlam)
O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
65 Okunuş
Tal'uhaa ka annahoo ru'oosush Shayaateen
Arapça
طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ
Meal (anlam)
Tomurcukları şeytan başı gibidir.
66 Okunuş
Fa innahum la aakiloona minhaa famaali'oona minhal butoon
Arapça
فَإِنَّهُمْ لَءَاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
Meal (anlam)
İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.
67 Okunuş
Summa inna lahum 'alaihaa lashawbam min hameem
Arapça
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًۭا مِّنْ حَمِيمٍۢ
Meal (anlam)
Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.
68 Okunuş
Summa inna marji'ahum la ilal Jaheem
Arapça
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ
Meal (anlam)
Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.
69 Okunuş
Innahum alfaw aabaaa'ahum daaalleen
Arapça
إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ
Meal (anlam)
Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
70 Okunuş
Fahum 'alaa aasaarihim yuhra'oon
Arapça
فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ
Meal (anlam)
Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.
71 Okunuş
Wa laqad dalla qablahum aksarul awwaleen
Arapça
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Meal (anlam)
Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.
72 Okunuş
Wa laqad arsalnaa feehim munzireen
Arapça
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
Meal (anlam)
And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.
73 Okunuş
Fanzur kaifa kaana 'aaqibatul munzareen
Arapça
فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ
Meal (anlam)
Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!
74 Okunuş
Illaa 'ibaadal laahil mukhlaseen
Arapça
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Meal (anlam)
Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.
75 Okunuş
Wa laqad naadaanaa Noohun falani'mal mujeeboon
Arapça
وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌۭ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ
Meal (anlam)
And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.
76 Okunuş
Wa jajainaahu wa ahlahoo minal karbil 'azeem
Arapça
وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
Meal (anlam)
Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
77 Okunuş
Wa ja'alnaa zurriyyatahoo hummul baaqeen
Arapça
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ
Meal (anlam)
Ancak onun soyunu sürekli kıldık.
78 Okunuş
Wa taraknaa 'alaihi fil aakhireen
Arapça
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
Meal (anlam)
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
79 Okunuş
Salaamun 'alaa Noohin fil 'aalameen
Arapça
سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍۢ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal (anlam)
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
80 Okunuş
Innaa kazaalika najzil muhsineen
Arapça
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Meal (anlam)
İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
81 Okunuş
Innahoo min 'ibaadinal mu'mineen
Arapça
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.
82 Okunuş
Summa aghraqnal aakhareen
Arapça
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
Meal (anlam)
Sonra, diğerlerini suda boğduk.
83 Okunuş
Wa ina min shee'atihee la Ibraaheem
Arapça
۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ
Meal (anlam)
İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.
84 Okunuş
Iz jaaa'a Rabbahoo bi qalbin saleem
Arapça
إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍ
Meal (anlam)
Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.
85 Okunuş
Iz qaala li abeehi wa qawmihee maazaa ta'budoon
Arapça
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ
Meal (anlam)
İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"
86 Okunuş
A'ifkan aalihatan doonal laahi tureedoon
Arapça
أَئِفْكًا ءَالِهَةًۭ دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
Meal (anlam)
"Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"
87 Okunuş
Famaa zannukum bi Rabbil'aalameen
Arapça
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal (anlam)
"Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"
88 Okunuş
Fanazara nazratan finnujoom
Arapça
فَنَظَرَ نَظْرَةًۭ فِى ٱلنُّجُومِ
Meal (anlam)
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
89 Okunuş
Faqaala inee saqeem
Arapça
فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌۭ
Meal (anlam)
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
90 Okunuş
Fatawallaw 'anhu mudbireen
Arapça
فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ
Meal (anlam)
Onu bırakıp gittiler.
91 Okunuş
Faraagha ilaaa aalihatihim faqaala alaa taakuloon
Arapça
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
Meal (anlam)
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
92 Okunuş
Maa lakum laa tantiqoon
Arapça
مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
Meal (anlam)
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
93 Okunuş
Faraagha 'alaihim darbam bilyameen
Arapça
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ
Meal (anlam)
Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.
94 Okunuş
Fa aqbalooo ilaihi yaziffoon
Arapça
فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
Meal (anlam)
Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.
95 Okunuş
Qaala ata'budoona maa tanhitoon
Arapça
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
Meal (anlam)
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
96 Okunuş
Wallaahu khalaqakum wa maa ta'maloon
Arapça
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
Meal (anlam)
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
97 Okunuş
Qaalub noo lahoo bun yaanan fa alqoohu fil jaheem
Arapça
قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًۭا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ
Meal (anlam)
Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.
98 Okunuş
Fa araadoo bihee kaidan faja 'alnaahumul asfaleen
Arapça
فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًۭا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ
Meal (anlam)
Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.
99 Okunuş
Wa qaala innee zaahibun ilaa Rabbee sa yahdeen
Arapça
وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ
Meal (anlam)
İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.
100 Okunuş
Rabbi hab lee minas saaliheen
Arapça
رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Meal (anlam)
"Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.
101 Okunuş
Fabashsharnaahu bighulaamin haleem
Arapça
فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍۢ
Meal (anlam)
Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.
102 Okunuş
Falamma balagha ma'a hus sa'ya qaala yaa buniya inneee araa fil manaami anneee azbahuka fanzur maazaa taraa; qaala yaaa abatif 'al maa tu'maru satajidunee in shaaa'allaahu minas saabireen
Arapça
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ
Meal (anlam)
Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.
103 Okunuş
Falammaaa aslamaa wa tallahoo liljabeen
Arapça
فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ
Meal (anlam)
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
104 Okunuş
Wa naadainaahu ai yaaaa Ibraheem
Arapça
وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ
Meal (anlam)
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
105 Okunuş
Qad saddaqtar ru'yaa; innaa kazaalika najzil muhsineen
Arapça
قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Meal (anlam)
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
106 Okunuş
Inna haazaa lahuwal balaaa'ul mubeen
Arapça
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ
Meal (anlam)
Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.
107 Okunuş
Wa fadainaahu bizibhin 'azeem
Arapça
وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍۢ
Meal (anlam)
Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
108 Okunuş
Wa taraknaa 'alaihi fil aakhireen
Arapça
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
Meal (anlam)
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
109 Okunuş
Salaamun 'alaaa Ibraaheem
Arapça
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ
Meal (anlam)
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
110 Okunuş
Kazaalika najzil muhsineen
Arapça
كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Meal (anlam)
İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.
111 Okunuş
Innahoo min 'ibaadinal mu'mineen
Arapça
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.
112 Okunuş
Wa bashsharnaahu bi Ishaaqa Nabiyayam minas saaliheen
Arapça
وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّۭا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Meal (anlam)
Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.
113 Okunuş
Wa baaraknaa 'alaihi wa 'alaaa Ishaaq; wa min zurriyya tihimaa muhsinunw wa zaalimul linafshihee mubeen
Arapça
وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌۭ وَظَالِمٌۭ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌۭ
Meal (anlam)
Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.
114 Okunuş
Wa laqad mananna alaa Moosaa wa Haaroon
Arapça
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
Meal (anlam)
And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.
115 Okunuş
Wa najjainaahumaa wa qawmahumaa minal karbil 'azeem
Arapça
وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
Meal (anlam)
İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
116 Okunuş
Wa nasarnaahum fakaanoo humul ghaalibeen
Arapça
وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
Meal (anlam)
Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.
117 Okunuş
Wa aatainaahumal Kitaabal mustabeen
Arapça
وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ
Meal (anlam)
Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.
118 Okunuş
Wa hadainaahumus Siraatal Mustaqeem
Arapça
وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ
Meal (anlam)
Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.
119 Okunuş
Wa taraknaa 'alaihimaa fil aakhireen
Arapça
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْءَاخِرِينَ
Meal (anlam)
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
120 Okunuş
Salaamun 'alaa Moosaa wa Haaroon
Arapça
سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
Meal (anlam)
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
121 Okunuş
Innaa kazaalika najzil muhsineen
Arapça
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Meal (anlam)
Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.
122 Okunuş
Innahumaa min 'ibaadinal mu'mineen
Arapça
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.
123 Okunuş
Wa inna Ilyaasa laminal mursaleen
Arapça
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Meal (anlam)
Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.
124 Okunuş
Iz qaala liqawmiheee alaa tattaqoon
Arapça
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ
Meal (anlam)
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
125 Okunuş
Atad'oona Ba'lanw wa tazaroona ahsanal khaaliqeen
Arapça
أَتَدْعُونَ بَعْلًۭا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ
Meal (anlam)
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
126 Okunuş
Allaaha Rabbakum wa Rabba aabaaa'ikumul awwaleen
Arapça
ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
Meal (anlam)
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
127 Okunuş
Fakazzaboohu fa inna hum lamuhdaroon
Arapça
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Meal (anlam)
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
128 Okunuş
Illaa 'ibaadal laahil mukhlaseen
Arapça
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Meal (anlam)
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
129 Okunuş
Wa taraknaa 'alaihi fil aakhireen
Arapça
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
Meal (anlam)
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
130 Okunuş
Salaamun 'alaaa Ilyaaseen
Arapça
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ
Meal (anlam)
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
131 Okunuş
Innaa kazaalika najzil muhsineen
Arapça
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Meal (anlam)
Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.
132 Okunuş
Innahoo min 'ibaadinal mu'mineen
Arapça
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
O, inanmış kullarımızdandı.
133 Okunuş
Wa inna Lootal laminal mursaleen
Arapça
وَإِنَّ لُوطًۭا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Meal (anlam)
Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.
134 Okunuş
Iz najjainaahu wa ahlahooo ajma'een
Arapça
إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
Meal (anlam)
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
135 Okunuş
Illaa 'ajoozan fil ghaabireen
Arapça
إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
Meal (anlam)
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
136 Okunuş
Summa dammarnal aakhareen
Arapça
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
Meal (anlam)
Sonra diğerlerini yok etmiştik.
137 Okunuş
Wa innakum latamurroona 'alaihim musbiheen
Arapça
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
Meal (anlam)
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
138 Okunuş
Wa billail; afalaa ta'qiloon
Arapça
وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Meal (anlam)
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
139 Okunuş
Wa inna Yoonusa laminal mursaleen
Arapça
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Meal (anlam)
Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.
140 Okunuş
Iz abaqa ilal fulkil mash hoon
Arapça
إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
Meal (anlam)
Dolu bir gemiye kaçmıştı.
141 Okunuş
Fasaahama fakaana minal mudhadeen
Arapça
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ
Meal (anlam)
Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.
142 Okunuş
Faltaqamahul hootu wa huwa muleem
Arapça
فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌۭ
Meal (anlam)
Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.
143 Okunuş
Falaw laaa annahoo kaana minal musabbiheen
Arapça
فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ
Meal (anlam)
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
144 Okunuş
Lalabisa fee batniheee ilaa Yawmi yub'asoon
Arapça
لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Meal (anlam)
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
145 Okunuş
Fanabaznaahu bil'araaa'i wa huwa saqeem
Arapça
۞ فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌۭ
Meal (anlam)
Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.
146 Okunuş
Wa ambatnaa 'alaihi shajaratam mai yaqteen
Arapça
وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةًۭ مِّن يَقْطِينٍۢ
Meal (anlam)
Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.
147 Okunuş
Wa arsalnaahu ilaa mi'ati alfin aw yazeedoon
Arapça
وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
Meal (anlam)
Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
148 Okunuş
Fa aamanoo famatta' naahum ilaa heen
Arapça
فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍۢ
Meal (anlam)
Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
149 Okunuş
Fastaftihim ali Rabbikal banaatu wa lahumul banoon
Arapça
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ
Meal (anlam)
Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?
150 Okunuş
Am khalaqnal malaaa'i kata inaasanw wa hm shaahidoon
Arapça
أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًۭا وَهُمْ شَٰهِدُونَ
Meal (anlam)
Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?
151 Okunuş
Alaaa innahum min ifkihim la yaqooloon
Arapça
أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
Meal (anlam)
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
152 Okunuş
Waladal laahu wa innhum lakaaziboon
Arapça
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
Meal (anlam)
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
153 Okunuş
Astafal banaati 'alal baneen
Arapça
أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ
Meal (anlam)
Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?
154 Okunuş
Maa lakum kaifa tahkumoon
Arapça
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
Meal (anlam)
Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
155 Okunuş
Afalaa tazakkaroon
Arapça
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Meal (anlam)
Hiç düşünmez misiniz?
156 Okunuş
Am lakum sultaanum mubeen
Arapça
أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌۭ مُّبِينٌۭ
Meal (anlam)
Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?
157 Okunuş
Faatoo bi Kitaabikum in kuntum saadiqeen
Arapça
فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Meal (anlam)
Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.
158 Okunuş
Wa ja'aloo bainahoo wa bainal jinnati nasabaa; wa laqad 'alimatil jinnatu innahum lamuhdaroon
Arapça
وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًۭا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Meal (anlam)
Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
159 Okunuş
Subhaanal laahi 'ammaa yasifoon
Arapça
سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
Meal (anlam)
Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
160 Okunuş
Illaa 'ibaadal laahil mukhlaseen
Arapça
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Meal (anlam)
Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.
161 Okunuş
Fa innakum wa maa ta'ubdoon
Arapça
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
Meal (anlam)
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
162 Okunuş
Maaa antum 'alaihi befaaatineen
Arapça
مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ
Meal (anlam)
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
163 Okunuş
Illaa man huwa saalil jaheem
Arapça
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ
Meal (anlam)
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
164 Okunuş
Wa maa minnasa illaa lahoo maqaamum ma'loom
Arapça
وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌۭ مَّعْلُومٌۭ
Meal (anlam)
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
165 Okunuş
Wa innaa llanah nus saaffoon
Arapça
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ
Meal (anlam)
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
166 Okunuş
Wa innaa lanah nul musabbihoon
Arapça
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ
Meal (anlam)
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
167 Okunuş
Wa in kaanoo la yaqooloon
Arapça
وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ
Meal (anlam)
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
168 Okunuş
Law anna 'indana zikram minal awwaleen
Arapça
لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًۭا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
Meal (anlam)
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
169 Okunuş
Lakunna 'ibaadal laahil mukhlaseen
Arapça
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Meal (anlam)
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
170 Okunuş
Fakafaroo bihee fasawfa ya'lamoon
Arapça
فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Meal (anlam)
Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.
171 Okunuş
Wa laqad sabaqat Kalimatunaa li'ibaadinal mursa leen
Arapça
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ
Meal (anlam)
And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.
172 Okunuş
Innaa hum lahumul mansooroon
Arapça
إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ
Meal (anlam)
Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.
173 Okunuş
Wa inna jundana lahumul ghaaliboon
Arapça
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ
Meal (anlam)
Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
174 Okunuş
Fatawalla 'anhum hatta heen
Arapça
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ
Meal (anlam)
Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
175 Okunuş
Wa absirhum fasawfa yubsiroon
Arapça
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Meal (anlam)
Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
176 Okunuş
Afabi'azaabinaa yasta'jiloon
Arapça
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Meal (anlam)
Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
177 Okunuş
Fa izaa nazala bisaahatihim fasaaa'a sabaahul munzareen
Arapça
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ
Meal (anlam)
O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!
178 Okunuş
Wa tawalla 'anhum hattaa heen
Arapça
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ
Meal (anlam)
Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
179 Okunuş
Wa absir fasawfa yubsiroon
Arapça
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Meal (anlam)
İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
180 Okunuş
Subhaana Rabbika Rabbil 'izzati 'amma yasifoon
Arapça
سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
Meal (anlam)
Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
181 Okunuş
Wa salaamun 'alalmursaleen
Arapça
وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ
Meal (anlam)
Ve selam, peygamberleredir.
182 Okunuş
Walhamdu lillaahi Rabbil 'aalameen
Arapça
وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal (anlam)
Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.
Kırıkkale Plus

Kırıkkale'nin dijital süper uygulaması

Soru ve Görüşleriniz için info@kirikkaleplus.com