سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
26. Şuarâ Suresi
1
Okunuş
Taa-Seeen-Meeem
Arapça
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ طسٓمٓ
Meal (anlam)
Ta, Sin, Mim.
2
Okunuş
Tilka Aayaatul Kitaabil Mubeen
Arapça
تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
Meal (anlam)
Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir.
3
Okunuş
La'allaka baakhi'un nafsaka allaa yakoonoo mu'mineen
Arapça
لَعَلَّكَ بَٰخِعٌۭ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
İnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin.
4
Okunuş
In nashaa nunazzil 'alaihim minas samaaa'i Aayatan fazallat a'naaquhum lahaa khaadi'een
Arapça
إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةًۭ فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ
Meal (anlam)
Biz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.
5
Okunuş
Wa maa yaateehim min zikrim minar Rahmaani muhdasin illaa kaanoo 'anhu mu'rideen
Arapça
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍۢ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ
Meal (anlam)
Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.
6
Okunuş
Faqad kazzaboo fasa yaateehim ambaaa'u maa kaanoo bihee yastahzi'oon
Arapça
فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Meal (anlam)
Evet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.
7
Okunuş
Awa lam yaraw ilal ardi kam ambatnaa feehaa min kulli zawjin kareem
Arapça
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۢ كَرِيمٍ
Meal (anlam)
Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir.
8
Okunuş
Inn fee zaalika la Aayah; wa maa kaana aksaruhum mu'mineen
Arapça
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Şüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar.
9
Okunuş
Wa inna Rabbaka la Huwal 'Azeezur Raheem
Arapça
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Meal (anlam)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
10
Okunuş
Wa iz naadaa Rabbuka Moosaaa ani'-til qawmaz zaalimeen
Arapça
وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Meal (anlam)
Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"
11
Okunuş
Qawma Fir'awn; alaa yattaqoon
Arapça
قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ
Meal (anlam)
Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"
12
Okunuş
Qaala Rabbi inneee akhaafu ai yukazziboon
Arapça
قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
Meal (anlam)
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
13
Okunuş
Wa yadeequ sadree wa laa yantaliqu lisaanee fa arsil ilaa Haaroon
Arapça
وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَٰرُونَ
Meal (anlam)
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
14
Okunuş
Wa lahum 'alaiya zambun fa akhaafu ai yaqtuloon
Arapça
وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌۭ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ
Meal (anlam)
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
15
Okunuş
Qaala kallaa fazhabaa bi Aayaatinaaa innaa ma'akum mustami'oon
Arapça
قَالَ كَلَّا ۖ فَٱذْهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآ ۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ
Meal (anlam)
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
16
Okunuş
Faatiyaa Fir'awna faqoolaaa innaa Rasoolu Rabbil 'aalameen
Arapça
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal (anlam)
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
17
Okunuş
An arsil ma'anaa Baneee Israaa'eel
Arapça
أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
Meal (anlam)
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
18
Okunuş
Qaala alam nurabbika feenaa waleedanw wa labista feenaa min 'umurika sineen
Arapça
قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًۭا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ
Meal (anlam)
Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.
19
Okunuş
Wa fa'alta fa'latakal latee fa'alta wa anta minal kaafireen
Arapça
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ
Meal (anlam)
Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.
20
Okunuş
Qaala fa'altuhaaa izanw wa ana minad daaaleen
Arapça
قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًۭا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
Meal (anlam)
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
21
Okunuş
Fafarartu minkum lam maa khiftukum fawahaba lee Rabbee hukmanw wa ja'alanee minal mursaleen
Arapça
فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًۭا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Meal (anlam)
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
22
Okunuş
Wa tilka ni'matun tamun nuhaa 'alaiya an 'abbatta Baneee Israaa'eel
Arapça
وَتِلْكَ نِعْمَةٌۭ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
Meal (anlam)
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
23
Okunuş
Qaala Fir'awnu wa maa Rabbul 'aalameen
Arapça
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal (anlam)
Firavun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi.
24
Okunuş
Qaala Rabbus samaawaati wal ardi wa maa bainahumaa in kuntum mooqineen
Arapça
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
Meal (anlam)
Musa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.
25
Okunuş
Qaala liman hawlahooo alaa tastami'oon
Arapça
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ
Meal (anlam)
Yanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.
26
Okunuş
Qaala Rabbukum wa Rabbu aabaaa'ikumul awwaleen
Arapça
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
Meal (anlam)
"O sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.
27
Okunuş
Qaala inna Rasoolakumul lazee ursila ilaikum lamajnoon
Arapça
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌۭ
Meal (anlam)
Firavun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi.
28
Okunuş
Qaala Rabbul mashriqi wal maghribi wa maa baina humaa in kuntum ta'qiloon
Arapça
قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ
Meal (anlam)
Musa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.
29
Okunuş
Qaala la'init takhazta ilaahan ghairee la aj'alannaka minal masjooneen
Arapça
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ
Meal (anlam)
Firavun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi.
30
Okunuş
Qaala awalw ji'tuka bishai'im mubeen
Arapça
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍۢ مُّبِينٍۢ
Meal (anlam)
Musa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi.
31
Okunuş
Qaala faati biheee in kunta minas saadiqeen
Arapça
قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Meal (anlam)
Firavun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi.
32
Okunuş
Fa alqaa 'asaahu fa izaaa hiya su'baanum mubeen
Arapça
فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌۭ مُّبِينٌۭ
Meal (anlam)
Bunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi.
33
Okunuş
Wa naza'a yadahoo faizaa hiya baidaaa'u linnaa zireen
Arapça
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ
Meal (anlam)
Elini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü.
34
Okunuş
Qaala lilmala-i hawlahooo inna haazaa lasaahirun 'aleem
Arapça
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌۭ
Meal (anlam)
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.
35
Okunuş
Yureedu ai yukhrijakum min ardikum bisihrihee famaazaa taamuroon
Arapça
يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
Meal (anlam)
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.
36
Okunuş
Qaalooo arjih wa akhaahu wab'as filmadaaa'ini haashireen
Arapça
قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
Meal (anlam)
"Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.
37
Okunuş
Yaatooka bikulli sah haarin 'aleem
Arapça
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍۢ
Meal (anlam)
"Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.
38
Okunuş
Fa jumi'as saharatu limeeqaati Yawmim ma'loom
Arapça
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
Meal (anlam)
Sihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar.
39
Okunuş
Wa qeela linnaasi hal antum mujtami'oon
Arapça
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ
Meal (anlam)
İnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi.
40
Okunuş
La'allanaa nattabi'us saharata in kaanoo humul ghaalibeen
Arapça
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
Meal (anlam)
"Sihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler.
41
Okunuş
Falammaa jaaa'as saharatu qaaloo li Fir'awna a'inna lanaa la ajjran in kunnaa nahnul ghaalibeen
Arapça
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ
Meal (anlam)
Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler.
42
Okunuş
Qaala na'am wa innakum izal laminal muqarrabeen
Arapça
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًۭا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
Meal (anlam)
Firavun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi.
43
Okunuş
Qaala lahum Moosaaa alqoo maaa antum mulqoon
Arapça
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ
Meal (anlam)
Musa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi.
44
Okunuş
Fa alqaw hibaalahum wa 'isiyyahum wa qaaloo bi'izzati Fir'awna innaa lanahnul ghaaliboon
Arapça
فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَٰلِبُونَ
Meal (anlam)
Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler.
45
Okunuş
Fa alqaa Moosaa 'asaahu fa izaa hiya talqafu maa yaafikoon
Arapça
فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
Meal (anlam)
Bunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi.
46
Okunuş
Fa ulqiyas saharatu saajideen
Arapça
فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ
Meal (anlam)
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
47
Okunuş
Qaalooo aamannaa bi Rabbil 'aalameen
Arapça
قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal (anlam)
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
48
Okunuş
Rabbi Moosaa wa Haaroon
Arapça
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
Meal (anlam)
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
49
Okunuş
Qaala aamantum lahoo qabla an aazana lakum innahoo lakabeerukumul lazee 'alla makumus sihra falasawfa ta'lamoon; la uqatti'anna aidiyakum wa arjulakum min khilaafinw wa la usallibanna kum ajma'een
Arapça
قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍۢ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
Meal (anlam)
Firavun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi.
50
Okunuş
Qaaloo la daira innaaa ilaa Rabbinaa munqalliboon
Arapça
قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
Meal (anlam)
İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.
51
Okunuş
Innaa natma'u ai yaghfira lanaa Rabbunna khataa yaanaaa an kunnaaa awwalal mu'mineen
Arapça
إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.
52
Okunuş
Wa awhainaaa ilaa Moosaaa an asri bi'ibaadeee innakum muttaba'oon
Arapça
۞ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
Meal (anlam)
Biz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik.
53
Okunuş
Fa arsala Fir'awnu filmadaaa'ini haashireen
Arapça
فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
Meal (anlam)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
54
Okunuş
Inna haaa'ulaaa'i lashir zimatun qaleeloon
Arapça
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌۭ قَلِيلُونَ
Meal (anlam)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
55
Okunuş
Wa innahum lanaa laghaaa'izoon
Arapça
وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ
Meal (anlam)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
56
Okunuş
Wa innaa lajamee'un haaziroon
Arapça
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ
Meal (anlam)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
57
Okunuş
Fa akhrajnaahum min Jannaatinw wa 'uyoon
Arapça
فَأَخْرَجْنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ
Meal (anlam)
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
58
Okunuş
Wa kunoozinw wa ma qaamin kareem
Arapça
وَكُنُوزٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ
Meal (anlam)
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
59
Okunuş
Kazaalika wa awrasnaahaa Baneee Israaa'eel
Arapça
كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
Meal (anlam)
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
60
Okunuş
Fa atba'oohum mushriqeen
Arapça
فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ
Meal (anlam)
Firavun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler.
61
Okunuş
Falammaa taraaa'al jam'aani qaala as haabu Moosaaa innaa lamudrakoon
Arapça
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ
Meal (anlam)
İki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler.
62
Okunuş
Qaala kallaaa inna ma'iya Rabbee sa yahdeen
Arapça
قَالَ كَلَّآ ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ
Meal (anlam)
Musa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi.
63
Okunuş
Fa awhainaaa ilaa Moosaaa anidrib bi'asaakal bahra fanfalaqa fakaana kullu firqin kattawdil 'azeem
Arapça
فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ ۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍۢ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ
Meal (anlam)
Bunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi.
64
Okunuş
Wa azlafnaa sammal aakhareen
Arapça
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْءَاخَرِينَ
Meal (anlam)
İşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık.
65
Okunuş
Wa anjainaa Moosaa wa mam ma'ahooo ajma'een
Arapça
وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
Meal (anlam)
Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
66
Okunuş
Summa aghraqnal aakhareen
Arapça
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
Meal (anlam)
Öbürlerini suda boğduk.
67
Okunuş
Inna fee zaalika la Aayaah; wa maa kaana aksaru hu mu'mineen
Arapça
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Bunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
68
Okunuş
Wa inna Rabbaka la Huwal 'Azeezur Raheem
Arapça
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Meal (anlam)
Doğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir.
69
Okunuş
Watlu 'alaihim naba-a Ibraaheem
Arapça
وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ
Meal (anlam)
Onlara İbrahim'in kıssasını anlat.
70
Okunuş
Iz qaala li abeehi wa qawmihee maa ta'budoon
Arapça
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ
Meal (anlam)
İbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti.
71
Okunuş
Qaaloo na'budu asnaaman fanazallu lahaa 'aakifeen
Arapça
قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًۭا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ
Meal (anlam)
"Putlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi.
72
Okunuş
Qaala hal yasma'oona kum iz tad'oon
Arapça
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ
Meal (anlam)
İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.
73
Okunuş
Aw yanfa'oonakum aw yadurroon
Arapça
أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ
Meal (anlam)
İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.
74
Okunuş
Qaaloo bal wajadnaaa aabaaa 'anaa kazaalika yaf'aloon
Arapça
قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ
Meal (anlam)
"Hayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi.
75
Okunuş
Qaala afara 'aitum maa kuntum ta'budoon
Arapça
قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
Meal (anlam)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
76
Okunuş
Antum wa aabaaa'ukumul aqdamoon
Arapça
أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ
Meal (anlam)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
77
Okunuş
Fa innahum 'aduwwwul leee illaa Rabbal 'aalameen
Arapça
فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّۭ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal (anlam)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
78
Okunuş
Allazee khalaqanee fa Huwa yahdeen
Arapça
ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ
Meal (anlam)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
79
Okunuş
Wallazee Huwa yut'imunee wa yasqeen
Arapça
وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ
Meal (anlam)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
80
Okunuş
Wa izaa mardtu fahuwa yashfeen
Arapça
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
Meal (anlam)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
81
Okunuş
Wallazee yumeetunee summa yuhyeen
Arapça
وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ
Meal (anlam)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
82
Okunuş
Wallazeee atma'u ai yaghfira lee khateee' atee Yawmad Deen
Arapça
وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ
Meal (anlam)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
83
Okunuş
Rabbi hab lee hukmanw wa alhiqnee bis saaliheen
Arapça
رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًۭا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ
Meal (anlam)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
84
Okunuş
Waj'al lee lisaana sidqin fil aakhireen
Arapça
وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍۢ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
Meal (anlam)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
85
Okunuş
Waj'alnee minw warasati Jannnatin Na'eem
Arapça
وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ
Meal (anlam)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
86
Okunuş
Waghfir li abeee innahoo kaana mind daalleen
Arapça
وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
Meal (anlam)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
87
Okunuş
Wa laa tukhzinee Yawma yub'asoon
Arapça
وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ
Meal (anlam)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
88
Okunuş
Yawma laa yanfa'u maalunw wa laa banoon
Arapça
يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌۭ وَلَا بَنُونَ
Meal (anlam)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
89
Okunuş
Illaa man atal laaha biqalbin saleem
Arapça
إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍۢ
Meal (anlam)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
90
Okunuş
Wa uzlifatil Jannatu lilmuttaqeen
Arapça
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
Meal (anlam)
O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.
91
Okunuş
Wa burrizatil Jaheemu lilghaaween
Arapça
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ
Meal (anlam)
O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.
92
Okunuş
Wa qeela lahum aina maa kuntum ta'budoon
Arapça
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
Meal (anlam)
Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.
93
Okunuş
Min doonil laahi hal yansuroonakum aw yantasiroon
Arapça
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ
Meal (anlam)
Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.
94
Okunuş
Fakubkiboo feehaa hum walghaawoon
Arapça
فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ
Meal (anlam)
Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.
95
Okunuş
Wa junoodu Ibleesa ajma'oon
Arapça
وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ
Meal (anlam)
Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.
96
Okunuş
Qaaloo wa hum feehaa yakkhtasimoon
Arapça
قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ
Meal (anlam)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
97
Okunuş
Tallaahi in kunnaa lafee dalaalim mubeen
Arapça
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍ
Meal (anlam)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
98
Okunuş
Iz nusawweekum bi Rabbil 'aalameen
Arapça
إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal (anlam)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
99
Okunuş
Wa maaa adallanaaa illal mujrimoon
Arapça
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ
Meal (anlam)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
100
Okunuş
Famaa lanaa min shaa fi'een
Arapça
فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ
Meal (anlam)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
101
Okunuş
Wa laa sadeeqin hameem
Arapça
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍۢ
Meal (anlam)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
102
Okunuş
Falaw anna lanaa karratan fanakoona minal mu'mineen
Arapça
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةًۭ فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
103
Okunuş
Inna fee zaalika la Aayatanw wa maa kaana aksaruhum mu'mineen
Arapça
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Bunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır.
104
Okunuş
Wa inna Rabbaka la Huwal 'Azeezur Raheem
Arapça
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Meal (anlam)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
105
Okunuş
Kazzabat qawmu Noohinil Mursaleen
Arapça
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
Meal (anlam)
Nuh'un milleti peygamberlerini yalanladı.
106
Okunuş
Iz qaala lahum akhoohum Noohun alaa tattaqoon
Arapça
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
107
Okunuş
Innee lakum Rasoolun ameen
Arapça
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
Meal (anlam)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
108
Okunuş
Fattaqullaaha wa atee'oon
Arapça
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Meal (anlam)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
109
Okunuş
Wa maaa as'alukum 'alaihi min ajrin in ajriya illaa 'alaa Rabbil 'aalameen
Arapça
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
110
Okunuş
Fattaqul laaha wa atee'oon
Arapça
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Meal (anlam)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
111
Okunuş
Qaalooo anu'minu laka wattaba 'akal arzaloon
Arapça
۞ قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ
Meal (anlam)
"Sana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler.
112
Okunuş
Qaala wa maa 'ilmee bimaa kaanoo ya'maloon
Arapça
قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Meal (anlam)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
113
Okunuş
In hisaabuhum illaa 'alaa Rabbee law tash'uroon
Arapça
إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ
Meal (anlam)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
114
Okunuş
Wa maaa ana bitaaridil mu'mineen
Arapça
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
115
Okunuş
In ana illaa nazeerum mubeen
Arapça
إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
Meal (anlam)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
116
Okunuş
Qaaloo la'il lam tantahi yaa Noohu latakoonanna minal marjoomeen
Arapça
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ
Meal (anlam)
"Ey Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler.
117
Okunuş
Qaala Rabbi inna qawmee kazzaboon
Arapça
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ
Meal (anlam)
Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.
118
Okunuş
Faftab bainee wa bai nahum fat hanw wa najjinee wa mam ma'iya minal mu'mineen
Arapça
فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًۭا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.
119
Okunuş
Fa anjainaahu wa mamma'ahoo fil fulkil mashhoon
Arapça
فَأَنجَيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
Meal (anlam)
Bunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık.
120
Okunuş
Summa aghraqnaa ba'dul baaqeen
Arapça
ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ
Meal (anlam)
Sonra de geride kalanları suda boğduk.
121
Okunuş
Inna fee zaalika la Aayaah; wa maa kaana aksaruhum mu'mineen
Arapça
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Doğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
122
Okunuş
Wa inna Rabbaka la huwal 'Azeezur Raheem
Arapça
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Meal (anlam)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
123
Okunuş
Kazzabat 'Aadunil mursaleen
Arapça
كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ
Meal (anlam)
Ad milleti de peygamberleri yalanladı.
124
Okunuş
Iz qaala lahum akhoohum Hoodun alaa tattaqoon
Arapça
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
125
Okunuş
Innee lakum Rasoolun ameen
Arapça
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
Meal (anlam)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
126
Okunuş
Fattaqullaaha wa atee'oon
Arapça
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Meal (anlam)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
127
Okunuş
Wa maa as'alukum 'alaihi min ajrin in ajriya illaa 'alaa Rabbil 'aalameen
Arapça
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
128
Okunuş
Atabnoona bikulli ree'in aayatan ta'basoon
Arapça
أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةًۭ تَعْبَثُونَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
129
Okunuş
Wa tattakhizoona masaani'a la'allakum takhludoon
Arapça
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
130
Okunuş
Wa izaa batashtum batashtum jabbaareen
Arapça
وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
131
Okunuş
Fattaqul laaha wa atee'oon
Arapça
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Meal (anlam)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
132
Okunuş
Wattaqul lazeee amad dakum bimaa ta'lamoon
Arapça
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
133
Okunuş
Amaddakum bi an'aa minw wa baneen
Arapça
أَمَدَّكُم بِأَنْعَٰمٍۢ وَبَنِينَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
134
Okunuş
Wa jannaatinw wa 'uyoon
Arapça
وَجَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ
Meal (anlam)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
135
Okunuş
Innee akhaafu 'alaikum 'azaaba Yawmin 'azeem
Arapça
إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ
Meal (anlam)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
136
Okunuş
Qaaloo sawaaa'un 'alainaaa awa 'azta am lam takum minal waa'izeen
Arapça
قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ
Meal (anlam)
"İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir.
137
Okunuş
In haazaaa illaa khuluqul awwaleen
Arapça
إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ
Meal (anlam)
Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.
138
Okunuş
Wa maa nahnu bimu 'azzabeen
Arapça
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
Meal (anlam)
Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.
139
Okunuş
Fakazzaboohu fa ahlaknaahum; inna fee zaalika la aayah; wa maa kaana aksaruhum mu'mineen
Arapça
فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Böylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır.
140
Okunuş
Wa inna Rabbaka la huwal 'Azeezur Raheem
Arapça
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Meal (anlam)
Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
141
Okunuş
Kazzabat Samoodul mursaleen
Arapça
كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ
Meal (anlam)
Semud milleti de peygamberleri yalanladı.
142
Okunuş
Iz qaala lahum akhoohum Saalihun alaa tattaqoon
Arapça
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
143
Okunuş
Innee lakum Rasoolun ameen
Arapça
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
Meal (anlam)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
144
Okunuş
Fattaqul laaha wa atee'oon
Arapça
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Meal (anlam)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
145
Okunuş
Wa maaa as'alukum 'alaihi min ajrin in ajriya illaa 'alaa Rabbil 'aalameen
Arapça
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
146
Okunuş
Atutrakoona fee maa haahunnaaa aamineen
Arapça
أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
147
Okunuş
Fee jannaatinw wa 'uyoon
Arapça
فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ
Meal (anlam)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
148
Okunuş
Wa zuroo inw wa nakhlin tal 'uhaa hadeem
Arapça
وَزُرُوعٍۢ وَنَخْلٍۢ طَلْعُهَا هَضِيمٌۭ
Meal (anlam)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
149
Okunuş
Wa tanhitoona minal jibaali buyootan faariheen
Arapça
وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًۭا فَٰرِهِينَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
150
Okunuş
Fattaqul laaha wa atee'oon
Arapça
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Meal (anlam)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
151
Okunuş
Wa laa tutee'ooo amral musrifeen
Arapça
وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
152
Okunuş
Allazeena yufsidoona fil ardi wa laa yuslihoon
Arapça
ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
153
Okunuş
Qaalooo innamaa anta minal musahhareen
Arapça
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
Meal (anlam)
"Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.
154
Okunuş
Maaa anta illaa basharum mislunaa faati bi Aayatin in kunta minas saadiqeen
Arapça
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Meal (anlam)
"Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.
155
Okunuş
Qaala haazihee naaqatul lahaa shirbunw w alakum shirbu yawmim ma'loom
Arapça
قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٌۭ لَّهَا شِرْبٌۭ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
Meal (anlam)
Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.
156
Okunuş
Wa laa tamassoohaa bisooo'in fa yaakhuzakum 'azaabu Yawmin 'Azeem
Arapça
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍۢ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ
Meal (anlam)
Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.
157
Okunuş
Fa'aqaroohaa fa asbahoo naadimeen
Arapça
فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ
Meal (anlam)
Onlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
158
Okunuş
Fa akhazahumul 'azaab; inna fee zaalika la Aayah; wa maa kaana aksaruhum m'mineen
Arapça
فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.
159
Okunuş
Wa inna Rabbaka la Huwal 'Azeezur Raheem
Arapça
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Meal (anlam)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
160
Okunuş
kazzabat qawmu Lootinil mursaleen
Arapça
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
Meal (anlam)
Lut milleti de peygamberleri yalanladı.
161
Okunuş
Iz qaala lahum akhoohum Lootun alaa tattaqoon
Arapça
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
162
Okunuş
Innee lakum rasoolun ameen
Arapça
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
Meal (anlam)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
163
Okunuş
Fattaqul laaha wa atee'oon
Arapça
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Meal (anlam)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
164
Okunuş
Wa maaa as'alukum 'alaihi min ajrin in ajriya illaa 'alaa Rabbil 'aalameen
Arapça
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
165
Okunuş
Ataatoonaz zukraana minal 'aalameen
Arapça
أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
166
Okunuş
Wa tazaroona maa khalaqa lakum Rabbukum min azwaajikum; bal antum qawmun 'aadoon
Arapça
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ
Meal (anlam)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
167
Okunuş
Qaloo la'il lam tantahi yaa Lootu latakoonanna minal mukhrajeen
Arapça
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ
Meal (anlam)
"Ey Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler.
168
Okunuş
Qaala innee li'amalikum minal qaaleen
Arapça
قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ
Meal (anlam)
Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.
169
Okunuş
Rabbi najjjinee wa ahlee mimmmaa ya'maloon
Arapça
رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ
Meal (anlam)
Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.
170
Okunuş
Fanajjainaahu wa ahlahooo ajma'een
Arapça
فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
Meal (anlam)
Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.
171
Okunuş
Illaa 'ajoozan filghaabireen
Arapça
إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
Meal (anlam)
Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.
172
Okunuş
Summa dammarnal aa khareen
Arapça
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
Meal (anlam)
Diğerlerini yerle bir ettik.
173
Okunuş
Wa amtarnaa 'alaihim mataran fasaaa'a matarul munzareen
Arapça
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًۭا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ
Meal (anlam)
Üzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!
174
Okunuş
Inna fee zaalika la Aayah; wa maa kaana aksaruhum mu'mineen
Arapça
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
175
Okunuş
Wa inna Rabbaka la Huwal 'Azeezur Raheem
Arapça
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Meal (anlam)
Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
176
Okunuş
Kazzaba As haabul Aykatil mursaleen
Arapça
كَذَّبَ أَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ
Meal (anlam)
Ormanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı.
177
Okunuş
Iz qaala lahum Shu'aybun alaa tattaqoon
Arapça
إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Meal (anlam)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
178
Okunuş
Innee lakum Rasoolun ameen
Arapça
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
Meal (anlam)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
179
Okunuş
Fattaqul laaha wa atee'oon
Arapça
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Meal (anlam)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
180
Okunuş
Wa maaa as'alukum 'alaihi min ajrin in ajriya illaa 'alaa Rabbil 'aalameen
Arapça
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal (anlam)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
181
Okunuş
Awful kaila wa laa takoonoo minal mukhsireen
Arapça
۞ أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ
Meal (anlam)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
182
Okunuş
Wa zinoo bilqistaasil mustaqeem
Arapça
وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ
Meal (anlam)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
183
Okunuş
Wa laa tabkhasun naasa ashyaaa 'ahum wa laa ta'saw fil ardi mufsideen
Arapça
وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
Meal (anlam)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
184
Okunuş
Wattaqul lazee khalaqakum waljibillatal awwaleen
Arapça
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ
Meal (anlam)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
185
Okunuş
Qaalooo innamaa anta minal musahhareen
Arapça
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
Meal (anlam)
"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
186
Okunuş
Wa maaa anta illaa basharum mislunaa wa innazunnuka laminal kaazibeen
Arapça
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
Meal (anlam)
"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
187
Okunuş
Fa asqit 'alainaa kisafam minas samaaa'i in kunta minas saadiqeen
Arapça
فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Meal (anlam)
"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
188
Okunuş
Qaala Rabbeee a'lamu bimaa ta'maloon
Arapça
قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
Meal (anlam)
Şuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi.
189
Okunuş
Fakazzaboohu fa akhazahum 'azaabu Yawmiz zullah; innahoo kaana 'azaaba Yawmin 'Azeem
Arapça
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Meal (anlam)
Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü.
190
Okunuş
Inna fee zaalika la Aayah; wa maa kaana aksaruhum mu'mineen
Arapça
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Doğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır.
191
Okunuş
Wa inna Rabbaka la huwal 'Azeezur Raheem
Arapça
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Meal (anlam)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
192
Okunuş
Wa innahoo latanzeelu Rabbil 'aalameen
Arapça
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal (anlam)
Şüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir.
193
Okunuş
Nazala bihir Roohul Ameen
Arapça
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ
Meal (anlam)
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
194
Okunuş
'Alaa qalbika litakoona minal munzireen
Arapça
عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ
Meal (anlam)
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
195
Okunuş
Bilisaanin 'Arabiyyim mubeen
Arapça
بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّۢ مُّبِينٍۢ
Meal (anlam)
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
196
Okunuş
Wa innahoo lafee Zuburil awwaleen
Arapça
وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ
Meal (anlam)
O, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir.
197
Okunuş
Awalam yakul lahum Aayatan ai ya'lamahoo 'ulamaaa'u Baneee Israaa'eel
Arapça
أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
Meal (anlam)
İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu?
198
Okunuş
Wa law nazzalnaahu 'alaa ba'dil a'jameen
Arapça
وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ
Meal (anlam)
Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.
199
Okunuş
Faqara ahoo 'alaihim maa kaanoo bihee mu'mineen
Arapça
فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.
200
Okunuş
Kazaalika salaknaahu fee quloobil mujrimeen
Arapça
كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
Meal (anlam)
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
201
Okunuş
Laa yu'minoona bihee hattaa yarawul 'azaabal aleem
Arapça
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
Meal (anlam)
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
202
Okunuş
Fayaatiyahum baghtatanw wa hum laa yash'uroon
Arapça
فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةًۭ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Meal (anlam)
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
203
Okunuş
Fa yaqooloo hal nahnu munzaroon
Arapça
فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ
Meal (anlam)
O zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler.
204
Okunuş
Aafabi 'azaabinaa yasta'jiloon
Arapça
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Meal (anlam)
Bizim azabımızı mı acele istiyorlardı?
205
Okunuş
Aara'aita im matta'naahum sineen
Arapça
أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ
Meal (anlam)
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
206
Okunuş
Summa jaaa'ahum maa kaanoo yoo'adoon
Arapça
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
Meal (anlam)
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
207
Okunuş
Maaa aghnaaa 'anhum maa kaanoo yumaatoo'oon
Arapça
مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ
Meal (anlam)
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
208
Okunuş
Wa maaa ahlaknaa min qaryatin illaa lahaa munziroon
Arapça
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
Meal (anlam)
Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.
209
Okunuş
Zikraa wa maa kunnaa zaalimeen
Arapça
ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Meal (anlam)
Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.
210
Okunuş
Wa maa tanazzalat bihish Shayaateen
Arapça
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ
Meal (anlam)
Kuran'ı şeytanlar indirmemiştir.
211
Okunuş
Wa maa yambaghee lahum wa maa yastatee'oon
Arapça
وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ
Meal (anlam)
Bu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez.
212
Okunuş
Innahum 'anis sam'i lama'zooloon
Arapça
إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ
Meal (anlam)
Doğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.
213
Okunuş
Falaa tad'u ma'al laahi ilaahan aakhara fatakoona minal mu'azzabeen
Arapça
فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ
Meal (anlam)
O halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun.
214
Okunuş
Wa anzir 'asheeratakal aqrabeen
Arapça
وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ
Meal (anlam)
Önce en yakın hısımlarını uyar.
215
Okunuş
Wakhfid janaahaka limanit taba 'aka minal mu'mineen
Arapça
وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Sana uyan müminleri kanatların altına al.
216
Okunuş
Fa in asawka faqul innee bareee'um mimmmaa ta'maloon
Arapça
فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌۭ مِّمَّا تَعْمَلُونَ
Meal (anlam)
Sana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de.
217
Okunuş
Wa tawakkal alal 'Azeezir Raheem
Arapça
وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
Meal (anlam)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
218
Okunuş
Allazee yaraaka heena taqoom
Arapça
ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ
Meal (anlam)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
219
Okunuş
Wa taqallubaka fis saajideen
Arapça
وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّٰجِدِينَ
Meal (anlam)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
220
Okunuş
Innahoo Huwas Samee'ul 'Aleem
Arapça
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Meal (anlam)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
221
Okunuş
Hal unabbi'ukum 'alaa man tanazzalush Shayaateen
Arapça
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ
Meal (anlam)
"Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de.
222
Okunuş
Tanazzalu 'alaa kulli affaakin aseem
Arapça
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍۢ
Meal (anlam)
Onlar, günahkar iftiracıların hepsine iner.
223
Okunuş
Yulqoonas sam'a wa aksaruhum aaziboon
Arapça
يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَٰذِبُونَ
Meal (anlam)
Bunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar.
224
Okunuş
Washshu 'araaa'u yattabi 'uhumul ghaawoon
Arapça
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ
Meal (anlam)
O şairlere gelince; onlara azgınlar uyar.
225
Okunuş
Alam tara annahum fee kulli waadiny yaheemoon
Arapça
أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍۢ يَهِيمُونَ
Meal (anlam)
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?
226
Okunuş
Wa annahum yaqooloona ma laa yaf'aloon
Arapça
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ
Meal (anlam)
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?
227
Okunuş
Illal lazeena aamanoo w a'amilus saalihaati wa zakarul laaha kaseeranw wantasaroo mim ba'di maa zulimoo; wa saya'lamul lazeena zalamooo aiya munqalbiny yanqaliboon
Arapça
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًۭا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ ۗ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍۢ يَنقَلِبُونَ
Meal (anlam)
Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır.