Namaz Vakitleri

Kuran-ı Kerim Oku

Arapça metin, okunuş ve Türkçe meal · 114 sure · 6236 ayet

سُورَةُ الذَّارِيَاتِ

51. Zâriyât Suresi

60 ayet Mekke
1 Okunuş
Waz-zaariyaati zarwaa
Arapça
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرْوًۭا
Meal (anlam)
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
2 Okunuş
Falhaamilaati wiqraa
Arapça
فَٱلْحَٰمِلَٰتِ وِقْرًۭا
Meal (anlam)
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
3 Okunuş
Faljaariyaati yusraa
Arapça
فَٱلْجَٰرِيَٰتِ يُسْرًۭا
Meal (anlam)
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
4 Okunuş
Falmuqassimaati amraa
Arapça
فَٱلْمُقَسِّمَٰتِ أَمْرًا
Meal (anlam)
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
5 Okunuş
Innamaa too'adoona la-saadiq
Arapça
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۭ
Meal (anlam)
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
6 Okunuş
Wa innad deena la waaqi'
Arapça
وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌۭ
Meal (anlam)
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
7 Okunuş
Wassamaaa'i zaatil hubuk
Arapça
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ
Meal (anlam)
İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
8 Okunuş
Innakum lafee qawlim mukhtalif
Arapça
إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍۢ مُّخْتَلِفٍۢ
Meal (anlam)
İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
9 Okunuş
Yu'faku 'anhu man ufik
Arapça
يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ
Meal (anlam)
Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür.
10 Okunuş
Qutilal kharraasoon
Arapça
قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ
Meal (anlam)
Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
11 Okunuş
Allazeena hum fee ghamratin saahoon
Arapça
ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍۢ سَاهُونَ
Meal (anlam)
Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
12 Okunuş
Yas'aloona ayyaana yawmud Deen
Arapça
يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ
Meal (anlam)
İşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar.
13 Okunuş
Yawma hum 'alan naari yuftanoon
Arapça
يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ
Meal (anlam)
O, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür.
14 Okunuş
Zooqoo fitnatakum haa zal lazee kuntum bihee tas ta'jiloon
Arapça
ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ
Meal (anlam)
Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir.
15 Okunuş
Innal muttaqeena fee jannaatinw wa 'uyoon
Arapça
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ
Meal (anlam)
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
16 Okunuş
Aakhizeena maaa aataahum Rabbuhum; innahum kaanoo qabla zaalika muhsineen
Arapça
ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ
Meal (anlam)
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
17 Okunuş
kaanoo qaleelam minal laili maa yahja'oon
Arapça
كَانُوا۟ قَلِيلًۭا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ
Meal (anlam)
Onlar, geceleri az uyuyanlardı.
18 Okunuş
Wa bilashaari hum yastaghfiroon
Arapça
وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
Meal (anlam)
Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
19 Okunuş
Wa feee amwaalihim haqqul lissaaa'ili walmahroom
Arapça
وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
Meal (anlam)
Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.
20 Okunuş
Wa fil ardi aayaatul lilmooqineen
Arapça
وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌۭ لِّلْمُوقِنِينَ
Meal (anlam)
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
21 Okunuş
Wa feee anfusikum; afalaa tubsiroon
Arapça
وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
Meal (anlam)
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
22 Okunuş
Wa fissamaaa'i rizqukum wa maa too'adoon
Arapça
وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
Meal (anlam)
Rızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir.
23 Okunuş
Fawa Rabbis samaaa'i wal ardi innahoo lahaqqum misla maa annakum tantiqoon
Arapça
فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّۭ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ
Meal (anlam)
Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir.
24 Okunuş
Hal ataaka hadeesu daifi Ibraaheemal mukrameen
Arapça
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ
Meal (anlam)
İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?
25 Okunuş
Iz dakhaloo 'alaihi faqaaloo salaaman qaala salaamun qawmum munkaroon
Arapça
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًۭا ۖ قَالَ سَلَٰمٌۭ قَوْمٌۭ مُّنكَرُونَ
Meal (anlam)
Onlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti.
26 Okunuş
Faraagha ilaaa ahlihee fajaaa'a bi'ijlin sameen
Arapça
فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍۢ سَمِينٍۢ
Meal (anlam)
Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
27 Okunuş
Faqarrabahooo ilaihim qaala alaa taakuloon
Arapça
فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
Meal (anlam)
Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
28 Okunuş
Fa awjasa minhm khee fatan qaaloo laa takhaf wa bashsharoohu bighulaamin 'aleem
Arapça
فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةًۭ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍۢ
Meal (anlam)
(Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler.
29 Okunuş
Fa aqbalatim ra-atuhoo fee sarratin fasakkat wajhahaa wa qaalat 'ajoozun 'aqeem
Arapça
فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍۢ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌۭ
Meal (anlam)
Bunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi.
30 Okunuş
Qaaloo kazaaliki qaala Rabbuki innahoo huwal hakeemul 'aleem
Arapça
قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ
Meal (anlam)
Melekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler.
31 Okunuş
Qaala famaa khatbukum ayyuhal mursaloon
Arapça
۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
Meal (anlam)
İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.
32 Okunuş
Qaalooo innaaa ursilnaaa ilaa qawmim mujrimeen
Arapça
قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍۢ مُّجْرِمِينَ
Meal (anlam)
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
33 Okunuş
Linursila 'alaihim hijaa ratam min teen
Arapça
لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةًۭ مِّن طِينٍۢ
Meal (anlam)
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
34 Okunuş
Musawwamatan 'inda rabbika lilmusrifeen
Arapça
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ
Meal (anlam)
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
35 Okunuş
Fa akhrajnaa man kaana feehaa minal mu'mineen
Arapça
فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık.
36 Okunuş
Famaa wajadnaa feehaa ghaira baitim minal muslimeen
Arapça
فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍۢ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
Meal (anlam)
Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.
37 Okunuş
Wa taraknaa feehaaa aayatal lillazeena yakhaafoonal 'azaabal aleem
Arapça
وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةًۭ لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
Meal (anlam)
Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık.
38 Okunuş
Wa fee Moosaaa iz arsalnaahu ilaa Fir'wna bisultaa nim mubeen
Arapça
وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ
Meal (anlam)
Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik.
39 Okunuş
Fatawalla biruknihee wa qaala saahirun aw majnoon
Arapça
فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌۭ
Meal (anlam)
Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi.
40 Okunuş
Fa akhaznaahu wa junoo dahoo fanabaznaahum fil yammi wa huwa muleem
Arapça
فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌۭ
Meal (anlam)
Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.
41 Okunuş
Wa fee 'Aadin iz arsalnaa 'alaihimur reehal'aqeem
Arapça
وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ
Meal (anlam)
Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
42 Okunuş
Maa tazaru min shai'in atat 'alaihi illaa ja'alat hu karrameem
Arapça
مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ
Meal (anlam)
Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
43 Okunuş
Wa fee Samooda iz qeela lahum tamatta''oo hattaa heen
Arapça
وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍۢ
Meal (anlam)
Semud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti.
44 Okunuş
Fa'ataw 'an amri Rabbihim fa akhazal humus saa'iqatu wa hum yanzuroon
Arapça
فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ
Meal (anlam)
Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı.
45 Okunuş
Famas tataa'oo min qiyaaminw wa maa kaanoo muntasireen
Arapça
فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍۢ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ
Meal (anlam)
Ayağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler.
46 Okunuş
Wa qawma Noohim min qablu innahum kaano qawman faasiqeen
Arapça
وَقَوْمَ نُوحٍۢ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًۭا فَٰسِقِينَ
Meal (anlam)
Daha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti.
47 Okunuş
Wassamaaa'a banainaa haa bi aydinw wa innaa lamoosi'oon
Arapça
وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَٰهَا بِأَيْي۟دٍۢ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
Meal (anlam)
Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.
48 Okunuş
Wal arda farashnaahaa fani'mal maahidoon
Arapça
وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَٰهِدُونَ
Meal (anlam)
Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!
49 Okunuş
Wa min kulli shai'in khalaqnaa zawjaini la'allakum tazakkaroon
Arapça
وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Meal (anlam)
İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır.
50 Okunuş
Fafirrooo ilal laahi innee lakum minhu nazeerum mubeen
Arapça
فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
Meal (anlam)
De ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
51 Okunuş
Wa laa taj'aloo ma'al laahi ilaahan aakhara innee lakum minhu nazeerum mubeen
Arapça
وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
Meal (anlam)
"Allah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
52 Okunuş
Kazaalika maaa atal lazeena min qablihim mir Rasoolin illaa qaaloo saahirun aw majnoon
Arapça
كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
Meal (anlam)
Onlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi.
53 Okunuş
Atawaasaw bih; bal hum qawmun taaghoon
Arapça
أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌۭ طَاغُونَ
Meal (anlam)
Öncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler? Hayır; bunlar azgın bir millettir.
54 Okunuş
Fatawalla 'anhum famaaa anta bimaloom
Arapça
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍۢ
Meal (anlam)
Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin.
55 Okunuş
Wa zakkir fa innaz zikraa tanfa'ul mu'mineen
Arapça
وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Meal (anlam)
Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.
56 Okunuş
Wa maa khalaqtul jinna wal insa illaa liya'budoon
Arapça
وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Meal (anlam)
Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.
57 Okunuş
Maaa ureedu minhum mir rizqinw wa maaa ureedu anyyut'imoon
Arapça
مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍۢ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ
Meal (anlam)
Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem.
58 Okunuş
Innal laaha Huwar Razzaaqu Zul Quwwatil Mateen
Arapça
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ
Meal (anlam)
Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.
59 Okunuş
Fa inna lillazeena zalamoo zanoobam misla zanoobi ashaabihim falaa yasta'jiloon
Arapça
فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًۭا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ
Meal (anlam)
Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler.
60 Okunuş
Fawailul lillazeena kafaroo miny yawmihimul lazee yoo'adoon
Arapça
فَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
Meal (anlam)
Söz verilen günün azabından vay o inkar edenlere!
Kırıkkale Plus

Kırıkkale'nin dijital süper uygulaması

Soru ve Görüşleriniz için info@kirikkaleplus.com